26 Temmuz 2016 Salı

ŞEKER PORTAKALI-JOSE MAURO DE VASCONCELOS



  Durun, gözyaşlarımı siliyim yazıcam kitap hakkında bişeyler.
  Kitapta olsa 5 yaşındaki bir çocuğun acıyı böylesine yaşamasına katlanamıyorum sanırım. Her yerde gördük, belki milyon kez de ne kadar güzel bir kitap olduğunu okuduk bir şekilde. Ama kendime büyük ayıp yapmışım bunca zaman okumamakla. Yemin ediyorum göşyaşlarımı tutamadım kitabın sonunda.
 Zeze var kitapta. Akıllı, yaramaz, aşırı duygusal, hayal gücünü sonuna kadar kullanan kocaman yürekli, minicik Zeze. Üstelik henüz beş yaşında. Ama daha okula başlamadan okuma yazma öğrenmiş. Öğretmeninin gözdesi, evinin ve mahallenin ' küçük şeytanı.' Bazen Zeze'nin yaramazlıkları öyle bela olur ki başına, ablalarından ve babasından ölesiye dayak yer.  Onun böyle durumlarda tek sığınağı bahçelerindeki küçük tatlı portakal fidanıdır.
Babası işsiz ve annesi gece gündüz çalışan Zeze oldukça fakir bir ailenin çocuğudur. Beş yaşında olmasına rağmen kimi zaman para kazanmak için ayakkabı boyamaya çıkar. Kimi zaman incecik sesiyle şarkı söylerek kazancını sağlar. Yeni evlerine taşındıklarında tüm kardeşleri kendine bir ağaç seçer. İlk başlarda pek istemese de bu küçük portakal fidanı Zeze'nin ağacı olur. Zeze hep içinde bir kuşun yaşadığını ve onun konuştuğunu düşünür. İşte bir gün, bu portakal fidanının konuştuğunu düşündüğü gün içindeki kuşunu özgür bırakır artık. Ve ondan sonra bu tatlı portakal fidanı Zeze'nin en büyük arkadaşı olur. Ona Minguinho adını verir. keyifli olduğu zamanlarda Xururuca der. Kimi zaman bu küçük fidan en büyük sırdaşı olur kimi zaman dalları en güzel atı. Ama birgün Manuel Valadares ile tanışmasıyla hayatı değişir, portakal fidanı ile olan dostluğu da.
Manuel Valadares kasabanın en güzel, en havalı arabasına sahiptir. Zeze'nin en çok istediği şeyde bir kez olsun bu arabanın arkasına asılmaktır. Diğer arabalara sıklıkla yapsa da bu asılma işini Valadares'in arabasında bu uygulama tutmaz ve Zeze başarısız olur. Valadares'den de dayak yer. Ama onu asıl inciten onca insanın içinde küçük düşmektir.  Fakat birgün Valaderes, yine Zeze'nin yara bere içinde olduğu zaman ona yardımcı olur ve bundan sonra Zeze onun için herşeydir. Zeze öyle sever ki bu adamı ona Portugam der. Onu üzmemek için elinden gelen herşeyi yapar, babası yerine bu adamı sahiplenir. Onla balığa gider onla gezer onla vakit geçirir. Yine bir gün ona verdiği sözü tutmak için dersleri var gücüyle dinlerken o civarın en büyük treninin Portuga'ya çarparak öldürdüğü öğrenir. O günden sonra o tren, Mangaratiba, en büyük katildir. Bu Zeze'nin en büyük yıkımı olur. Öyle çok hastalanır ki bu olaydan sonra kendi de ölmek ister. Ama anlatımı o kadar müthiş bir kitap ki gerçekten sonunda oturup ağladım. Yani utanmasam daha da ağlardım.
O yaştaki bir çocuğun bu kadar düşünceli bu kadar duygusal ve bu kadar acıyla erken tanışması çok dokunaklı. Kitaptan birkaç cümle yazacaktım aslında ama postu o kadar uzun tutmuşum ki ona yer kalmadı. Siz en iyisi alın okuyun, çocuklarınıza okutun.
    Keyifli okumalar...

1 yorum:

  1. Hayatım boyunca sadece bu kitabı bitirdiğimde ağlamıştım.Zeze o kadar yalnız,o kadar kimsesiz ve yitik gelmişti ki bana.Aynı duyguları Güneşi Uyandıralım ve Deli Fişek'te de bulmak mümkün

    YanıtlaSil

Benzer Yazılar

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...