20 Ekim 2019 Pazar

KARMAKARIŞIK TİYATRO OYUNU






Uzun zamandan sonra beni yazmaya teşvik eden şey sanırım bu oyun oldu.
Oyununun güzelliğinin yanı sıra uzun zaman ardından tekrar tiyatro ile buluşmakta yazmamda çok büyük  bir etken olmuş olabilir.

Malum evlenmeden önce Çorum'da yaşıyordum,küçük şehir olmasının getirdiği bazı dezavantajlarının yanı sıra avantajları da var. Bana göre avantaj sayabileceğim en güzel özelliklerinden birisi yapılacak pek fazla bir şey olmadığından kış aylarının tiyatro ile geçmesiydi. Büyük şehirlere nazaran tiyatro bileti bulmanın hatta kimi zaman oyundan bir saat öncesine kadar bilet alabilmenin oldukça kolay olduğu bir yerdi.

Çerkezköy'e geldiğimden beri ki bu yaklaşık 2 yıla tekabül ediyor hiç tiyatroya gidememiştim.
İstanbul'a hafta sonları gittiğimizde bilet işi hep sona kalıyor nitekim bilet bulamıyorduk.
Bu defa eşim 2 hafta öncesinden bilet alma işini hallettiğinden Mecidiyeköy Büyük Sahne'de oyunu izleme şansımız oldu.

Şimdiye dek izlediğim en uzun ama en sıkmayan oyundu bence. Yönetenin Haldun Dormen olduğu, izleyiciyi hayli güldüren bir oyundu, iki perdeydi.2 buçuk saat kadar sürdü. Oyunun içeriğini buraya yazmayacağım onun  yerine bu linki bırakıyorum.
Oyunu bloğa yazmadan önce biraz Ekşi sözlükten okudum, aslında epey eleştirenler de olmuş, oyunun boş olduğunu, izleyiciyi uyuttuğunu vs. söylenmiş ama ben katılmıyorum. Tabi ki bir tiyatro üstadı değilim ama ben seyirci olarak beğendim, uyuyanı da görmedim :)


Hoşçakalın..







9 Eylül 2018 Pazar

COME BACK

Upuzun bir aradan sonra tekrardan huzurlarınıza teşrif etmiş bulunuyorum. Üzülüyorum blogların tek tek kaybolmasına ama ne yazık ki ben de yok sayılırım buralarda. Ben yokken bir şeyler değişti mi bilmiyorum ama eskiden bıraktığım gibi yazmaya devam edeceğim. Bu yokluğun sebebi ne vakit bulamamak ne de yazmak istememek. Tanımlayamadığım bir nedeni var. Yoksa dünyaları kurtarmıyoruz ki vaktimiz olmasın:)
Her neyse, şimdi bir şekilde buralardayım. En son postta evlendiğimi, şehir değiştirdiğimi, buralara alışmaya çalıştığımı anlatmıştım. Şimdi alışma sürecimi oldukça aştığımı belirteyim hatta sevdim bile diyebilirim.Her ne kadar biz sanayi yoğun bir bölgede yaşasakta  yakınlardaki çoğu yer  doğa harikası. Trakya insanı da iyi. Alışmama en yardımcı şey tabi ki çalışmak oldu. İlk geldiğim zamanlar yaklaşık 2,5 ay işsiz kalmıştım. Şimdi düşününce kabus gibi geliyor. İş çok iyi geldi, iş arkadaşlarım da aynı şekilde.

Yaz geldiğinden beri hafta sonları pek evde duramıyoruz, nitekim bugün de evde durmak yerine dışarıya çıkmayı tercih ettik. 'Kasatura Körfezi Milli Parkı'na gittik. Bu yere ait görselleri aşağıya bırakıyorum.



İlk iki görseldeki yer dediğim gibi  Kırklareline bağlı Kasatura Körfezi Milli Parkı. Doğası  bozulmamış ormanları gördükçe insan hayranlık duyuyor. Gece bu yoldan giderseniz ateş böcekleri görüyorsunuz yıldız gibi parlıyorlar ormanın içinde, gündüz ise bir sincaba rastlamak çok doğal. Orman yolu arabayla rahatlıkla seyahat edilebilecek şekilde. Yolun sonu ise, Kastro plajına çıkıyor. Biz bugün plaja gitmedik ama önceden gittiğimiz için biliyorum. Plaja gitmek için bu yol tercih edilmiyor. Biz de tesadüf eseri bulmuştuk buranın plaja çıktığını. Ama öylesine mükemmel bir alan ki burası insanın içi huzurla doluyor. 
İkinci görseldeki yer ise, Kazandere piknik alanı. Sanıyorum burada masalar ücretli ama biz oturmadık. Genellikle bulduğumuz her güzel yerde yürüdük. Her yerini keşfetmek ayrı keyifli çünkü. 

Bir de son zamanlarda okuduğum bir kaç kitap var onları da ekleyeyim.


Stefan Zweig- Satranç
İhsan Oktay Anar- Efrasiyap'ın Hikayeleri
Richard Bach- Martı

Son okuduğum üç kitap bunlar. Bir ara onları da tel tek yazmam lazım bloğa, diğerleri ile birlikte. Ama şimdi yazımı noktalamam lazım daha bu kız çamaşır asıp, mutfağı toparlayacak. Kusurlarım olduysa affola.

Heh, unutmadan söyleyeyim Postcrossing ile yeniden kartpostal yollamaya başladım. Dua edin ulaşsın hepsi adreslerine. 

Çauvvv:)



29 Aralık 2017 Cuma

SABRETMEYİ ÖĞRENMEK..

    Epeydir yazmıyorum. Çünkü büyük uğraşlar içerisindeydim. Evlendim. Şehir değiştirdim. Yeni bir hayata adapte olma sürecindeyim. Ama ne zaman bir şeyler paylaşmak istesem kendimi burada buluyorum.
    Lise hayatımı, üniversiteyi ailemden ayrı geçirdim. O zamanda çok zorlandığım zamanlar olmuştu. Çünkü annem de babam da aile olmayı bir bütün olmayı doyasıya öğretti bize. Bunun için onlara minnettarım. Ama gerçekten bu bambaşka bir şeymiş. Okuldayken bir şekilde bir çevrem vardı. Güldüğüm, eğlendiğim, zaman zaman kızdığım. Burada öyle değil ama. Ne benim ailem ne de eşimin ailesi kimse yok burada.  İç Anadolu'dan gelip Trakyaya alışmaya çalışıyorum. Burada sosyal imkanlar pek gelişmiş değil ya da henüz ben keşfedemedim. İki ana caddesinde trafik aynı yöne akıyo yani ilkokulda öğretilen "önce sol sonra sağ bakarak karşıya geçilir" kuralı burda işlemiyo. Çünkü iki şeritte aynı yöne gidiyo :) yeşil alan denen şey hiç yok zaten. Oysa ki  ben Çorum'da bayılırdım farklı sokaklardan eve gitmeyi. Mahalle arası parkları görmeyi, sokakta hala oynayabilen çocukları izlemeyi. Çorum'da çok gelişmiş bir şehir değil ama kesinlikle yaşanabilir keyifli bir şehir. Yeşil alanı çok bir kere. Sonra Çorum'da kış demek bizim için tiyatro demekti. Bayılırdım her cuma ya da cumartesi Devlet Tiyatro'sunda bulunmaya. Tiyatroyu kesinlikle sinemadan farklı buluyorum. Sadece o salonda izleyenlere özel çünkü. Aynı anda birçok salonda gösterimde değil.  Belki burayı da zamanla çok sevebilirim. Ama şimdilik gerçekten annemi, babamı, kardeşlerimi çok özlüyorum. Ailece pazar kahvaltısı yapmayı, annemle gülmeyi dertleşmeyi, babamla gezmeyi, Tuğba'yla tiyatroya gitmeyi, Tuana'yla vakit geçirmeyi. Bir de hayatımın hiçbir döneminde bu kadar boş ve yalnız kalmadım sanırım. Çalıştığım bir işim, akşam eve geldiğimde gördüğüm ailem zaman zaman buluştuğum arkadaşlarım vardı. Şimdi her şey internet üzerinden ailemle arkadaşlarımla sürekli iletişim içerisindeyim ama aynı şey değil tabi ki. Şimdi bildiğiniz çırpınıyorum, iş bulabilmek için, kendimi oyalayabilecek kurslara kaydolmak için. Üretmek, öğrenmek, gelişmek, hep ileriye gitmek istiyorum. Ama sanırım hayatım boyunca da bu böyleydi, bir şeyler için çabalamadan, uğraş göstermeden elde edemiyorum. Şu süreçte öyle deniyorum, sabrediyorum, dua ediyorum ve sonuçlarını bekliyorum. Biliyorum ki en hayırlı kapı zamanı geldiğinde açılacak.


       Tüm bunların dışında iki ay önce olan düğünümden bahsetmek istiyorum biraz. Önceleri, düğünlerden nefret ederdim ben. Sadece evlenen çiftin mutluluğunu görmek beni mutlu ederdi. Arka planda dönen nişan, düğün stresi bana çekilmez birseymiş gibi geliyordu ama kendimde tecrübe ettim ki bu işleri zorlaştıran biraz da biziz. Şükürler olsun ki olabildiğince az stresli ve mutlu bir şekilde atlattık. Tabi bu süreçte yanınızdaki insanların tavırları da çok önemli. Annem, babam, kardeşlerim o kadar güzel yanımda oldular ki haklarını ödeyemem. Babamın koşuşturmasını annemin o yorgunluğunu, kız kardeşlerimin her an yanımda oluşunu asla unutamam. Tabi bir de arkadaşlarım var. Başka başka şehirden gelen, uzun yıllar sonra düğünümde görüştüğüm canım arkadaşlarım. Onlar hala benimle arada kilometreler var ama hala yanımda olduklarını biliyorum. Şükürler olsun.. Bu arada aldığım en güzel düğün hediyesini de aşağıya iliştirmek istiyorum. Bunlar babamın dedesinin kendi elinden yazılmış birkaç mektup ve babamın amcası hediye etti bunu. Yanında bir Kur'an-ı Kerim ile.



   Her şeyin atlatılabilir ve unutulur olduğunu biliyorum. Bu çabalarımın, çırpınışlarımın, özlemlerimin bi gün sonuçlanacağını biliyorum. Tek yapmam gereken beklemek..

Hoşçakalın..
 

25 Aralık 2017 Pazartesi

BREAKİNG BAD






    Bittiğinden beri büyük boşluk içindeyim. Zaten ne zaman çok sevdiğim bir diziyi, filmi, kitabı bitirsem aynı hisler içinde oluyorum. Jeneriğinden tutun da finaline kadar her anını özlüyorum.
Bilenler bilir,bizim televizyon dizilerinden nefret ediyorum. Sanki nedense son yıllarda kayda değer bir dizi çekilmiyormuş gibi geliyor bana. Türk dizileri için diyorum bunu tabi. Her şeyin aşk, ihtiras, nefret, planlar üzerine kurgulanması bana biraz saçma geliyor. Onun yerine Leyla ile Mecnun, Avrupa Yakası gibi bizi güldüren dizileri tekrar tekrar izlemeyi yeğliyorum. Her neyse işte artık yeni bir şeyler izleme isteği duyduğum bir anda nedense aklıma Breaking Bad geldi. Sürekli her yerde görüyordum zaten. Öylesine ilk bölümünü izledim ve beni direkt bağladı. Sonraları her akşam eşim işten geldikten sonra izlemeye başladık. Ne yazık ki birkaç gün önce de bitti.
   Bir çoğunuz zaten izlemiştir ama ben yine de kısaca konusunu da anlatayım. Başrolü olan Walter White bir kimya öğretmenidir. Engelli bir oğlu ve hamile bir eşi vardır. Ve kendisinin kanser olduğunu öğrenir. Tek arzusu öldükten sonra ailesinin rahat bir hayat sürmesidir. Bu sebeple eski öğrencisi olan Jesse Pinkman ile bir çeşit uyuşturucu olan kristal meth üretimine başlarlar. İlk başlarda bu ikili arasında küçük bir operasyon olsa da daha sonraları işler çığırından çıkar ve uyuşturucu kartellerinin ellerine kadar düşerler. Çünkü Walter'ın ürettiği meth gelmiş geçmiş en saf methtir. Uyuşturucu üretirken gerçek adını gizlemek için taktığı Heisenberg, narkotik ve bu işte olanların arasında efsane olmuştur. İşin kötü yanı şu ki Walter'ın bacanağı olan Hank çok hırslı bir narkotik ajanıdır ve Heisenberg olarak bildiği bu uyuşturucu üreticisinin peşindedir.
    Walter'ın keskin zekası, olayların kurgulanışı kesinlikle mükemmeldi. Dediğim gibi jeneriğine bile hayranım çünkü kimya tablosu üzerine kurgulanmış. Dizinin beğendiğim bir diğer yanı ise tüm karakterin olabildiğince ön planda olması yani temelde olan iki karakter dışında diğerlerini de olabildiğince çok görmemiz. Hank, Mike, Walter'ın eşi Skyler, Saul, Gustova Fring. Diğer karakterlerin de yapacaklarının zaman zaman bizi heyecanlandırması hoşuma gitti benim. Sadece finali belki daha farklı olabilirdi diye düşünüyorum.
    Bundan sonra da Breaking Bad'in en renkli karakteri olan Saul Goodman'in dizisi olan 'Better Call Saul' dizisini izlemeyi planlıyorum.
   

      Hoşçakalın...

Benzer Yazılar

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...