23 Mayıs 2017 Salı

VAY CANINA, 5 YIL !

    
Bloğumla 5 yılı geride bırakmışım bile. Aslına bakarsanız ilk zamanlar bir blog açtığımın bile farkında değildim. Websitem var sanıyordum :) 
Üniversitede deli gibi inovasyon, girişimcilik, gelişim seminerlerine, konferanslarına katıldığımız vakitlerdi. Ev arkadaşım da işletme bölümünde okuyordu. Zaten hocaları sürekli girişimci olmayı aşılardı onlara, bizde bu konferanslardan aldığımız sertifikaların ise yarayacağı umuduyla o konferans senin bu konferans benim giderdik. Konuşmacılar deneyimli, tecrübeliydiler. Etkileyici de konuşurlardı. Bizde her akşam evde günün kritiğini yapardık. Sanırım bi kaç günde girişimci ruhuna sahip olacağımızı, birden beynimizde patlayan şimşeklerle dahiyane bir girişimciliğe imza atacağımızı filan düşünürdük. Okul dışında tek yaptığımız kitap okumak ve gezmekti. Haliyle kitapla alakalı bir fikir ürettik kafamızda. Allahım zeengin olucaktık :) ama bu fikri yürürlüğe koyabilmek için bir websitesi açmamız lazımdı ki o zamanlar bilgisayarla en büyük münasebetimiz film izlemek, sunum hazırlamak ve araştırma yapmak üzerineydi. Neyse araştırırken blog uygulamasının ücretsiz olduğunu öğrendim ve hemen bloğumu oluşturdum. Ne yaptığımla alakalı tek bir fikrim bile yoktu.  Blog ne bilmiyodum bile. Araştırırken yeni bloglar keşfettim, internetten kodlar kopyaladım, şablonlar oluşturdum, tabi bu sırada bizim girişimcilik fikri çoktan çöp olmuştu. O kadar uğraşmayı ikimizinde gözü almamıştı. Neyse madem açtım okuduğum kitapların bir arşivi olsun düşüncesiyle yazmaya başladım. İlk başlarda kimseler yoktu kendi kendime konuşur gibiydim. Nihayetinde zaten arşiv gibi kullanacaktım. Ama bı ara deli gibi tasarımıyla oynadım kafayı yemiştim, her gün yeni bir şablon oluşturuyodum, her gün kodlar araştırıyodum. Sürekli bloğun html kodları ile oynuyordum en nihayetinde yaklaşık bir yıldır hiç oynamadan bu şekilde bırakmaya karar verdim. Bi arada kafayı çekilişle bozmuştum. Nerde çekiliş orda ben. Hayır bir kere de çıkmadı ya ona yanarım :) her neyse işte okuduğum kitapların özetini yazdım, canım sıkıldı yazdım, mutlu oldum yazdım, işsiz kaldım yazdım, işe girdim yazdım, gezdim yazdım, her türlü yazdım yanı. Çünkü yazmak rahatlattı her defasında. Okumakta öyle, buralardan bir sürü blogger arkadaş tanımış oldum.  Keyifli yanı burda olmak. Birde diğer sosyal mecralardaki gibi slm, mrb zırvalığı da yok. Nezih ortam.

Daha okuduğum ama buraya özetini yazamadığım bir sürü kitap var. Şu mobilden yazmak zorunda olmam beni blogtan soğutuyor. Yaz tatilinde daha fazla yazabilirim diye düşünüyorum. 
Hepinize sevgiler.. 

5 Nisan 2017 Çarşamba

ÇAVDAR TARLASINDA ÇOCUKLAR-J.D SALİNGER





      Pencey'de öğrenci olan Holden Caufield'ın serüveni aslında. Serüven dedimse öyle aylarca, yıllarca süren bir serüven değil sadece birkaç güncük. Pencey'de yatılı kalan Holden derslerinin başarısız olması, derslere az katılım vs. sebeplerle okuldan atılır. Daha önce de aynı sebeplerle birçok okuldan atılmıştır. Ailesine bu durumu açıklamak istemez. Kaldığı yerden kaçar ve kendi çapında bir iki günlük macera yaşar. Henüz 11 yaşında olmasına rağmen çoğu yerde kendisini 19,20 hatta 21 yaşında olarak tanıtır. Boyu yaşıtlarına göre uzun olduğundan herkesin bu yalanlara inanacağını düşünür fakat kimse bunun inandırıcı olduğunu düşünmez elbette. Bir iki gün otellerde vakit geçiren, içki içmek için türlü türlü çaba harcayan ama bunu başaramayan bir çocuk Holden. Yapmacıklıktan nefret eden Holden'ın elbette hayata karşı da bir duruşu ve kendi fikirleri vardır. Kitabın adı da aslında Holden'ın hayalinden yola çıkılarak oluşturulmuş. Herkes bir şey olmak isterken Holden'ın tek hayali, olmak istediği tek bir şey vardır.  Bu hayalini de kardeşi Phobe'e açıklar. Çavdar tarlasında oynayan binlerce çocuk hayal eder. Oradaki oynayan herkes çocuktur-tek yetişkin kendisi- çılgın bir uçurumun kenarında, uçuruma yaklaşan herkesi yakalıyordur. Tüm gün boyunca yaptığı tek şey budur.  İşte Holden'ın tek isteği, tek hayali budur.

     Aslına bakarsanız küçük bir çocuğun ergenlik serüveninden başka bir şey değil kitap. Ama yer yer güzel göndermeleri, düşünce tarzları var. Bence kitabı asıl bu kadar güzel yapan Holden'ın konuşmaları. Burada da tabi çevirmenin çok büyük rolü var. Çoşkun Yerli'nin çevirisinden okudum ben. Cümle içinde sık sık tekrarlanan "vay canına, ha", "Tanrım deliyim, kesinlikle ben bir deliyim" ya da "Peki ben ne yaptım, ne yapayım hiçbir şey" gibi cümleler çok keyifle okutuyor. Kitabın öyle öne çıkan bariz bir ana düşünce, mesajı vs. yok ama neden bilmiyorum ben çok keyif alarak okudum. Çok beğendim.
  Tavsiye ederim size de keyifli okumalar..

23 Mart 2017 Perşembe

DÜN- AGOTA KRİSTOF

 


        Kitap hakkındaki görüşlerimi paylaşmadan önce dikkatimi bir hayli çeken yazarı hakkında biraz bişeyler yazmak istiyorum.
 Agota Kristof, Macaristan'da doğmuş ve 1956 yılında Stalin karşıtı sosyalist işçilerin rejimi devirmek amacıyla çıkardığı ayaklanma bastırılınca kocası ve çocuklarıyla birlikte Macaristan'dan kaçıp İsvicre'ye yerleşmiş. Ve burada fabrikada çalışıp aynı zamanda Fransızca öğrenerek çeşitli tiyatro oyunları ve kitaplar yazmış.
        Şimdi gelelim kitabın içeriğine, kitapta aynı Agota Kristof'ın hayatı gibi ülkesinden kaçıp başka ülkede mülteci olarak yaşayan Tobias Horvarth'ın öyküsü. Fakat yerleştiği ülkede ne ismi aynı kalmıştır ne de geçmişi. Çünkü geçmişini unutmak ister, artık yeni ülkesinde adı Sandor Lester'dir.
        Önemsiz bir ülkenin isimsiz bir köyünde annesi ile birlikte yaşarken bir gün sınıf öğretmeninin aslında babası olduğu gerçeğini öğrenir.  Annesi köyde başka erkeklerle birlikte olarak ve dilenerek yaşamını sürdürmektedir. Tobias'a tek iyi davranan ise sınıf öğretmenidir. Bir süre sonra okulda gördüğü bu yüzün sık sık evlerine  girip çıktığına şahit olur ve öğretmeniyle annesinin tartışması sırasında kendisine oldukça iyi davranan tek adamın yanı öğretmeninin babası olduğunu öğrenir. Bunu öğrendikten sonra annesi ile öğretmeni birlikte uyurken öğretmenini-yani babasını-  bıçaklar ve daha çocuk yaşta ülkesinden kaçar.  Yeni ülkesinde kimsesiz olarak yurtlarda yaşamını sürdürür, oldukça başarılı bir öğrencidir aslında. Fakat özgürlük düşüncesi onu kendi yaşamını sürdürerek kendi kendine yaşama arzusuna sürükler ve bir fabrikada işçi olarak çalışmaya başlar. Artık yurtta değildir kendi evi ve bir işi vardır. Yaşadığı şehirde güzel yemekler yapan bir de sevgilisi.  Fakat onun aklı hala ilkokulda tanıdığı onun deyimiyle Line'dedir. Yıllarca, bu ülkede yaşadığı yıllar boyu, Line'ı bekler. Onunla bir gün bi yerde karşılaşacağını düşünür nitekim öyle de olur. İmkansız aşkını fabrikaya gittiği otobüste görür, aynı fabrikada işçi olarak çalışmaktadırlar. Line evli ve bir çocuk annesidir üstelik.  Tüm bu olumsuzlukların dışında onların birleşmesine engel koskoca bir sır daha vardır sadece Tobias'ın bildiği. Line'ın asla ama asla bilemeyeceği. Tobias ve Line karşılıklı olarak birbirlerini çok sevseler de yine de birlikte olamazlar ve ikisi de başkalarıyla evli olarak hayatlarını sürdürürler.
  Basit bir aşk hikayesi gibi görünse de tüm bunların dışında mülteci hayatını, başka ülkede yaşayıpta artık tahammül sınırlarını zorlanan, hayata tutunamayan insanların intiharını, yalnızlığı, kimsesizliği, mücadeleyi, özgürlük arayışını hepsini çok güzel bir biçimde ele almış. Zaten kitapta incecik ben Yapı Kredi Yayınları'ndan okudum 100 sayfa yok bile. Öykü tadında bir saatte bitirebileceğiniz bir kitap. Kesinlikle müthişti, şiddetle tavsiye ediyorum.
 Keyifli okumalar..
 Not: kardeşim bilgisayarımı götürdüğünden beri blog tutmak benim için bir ızdırap çünkü ya milattan kalmış masaüstünden yazmak zorundayım ya da mobilden. İki durumda beni yazmaktan soğutuyor resmen..

4 Mart 2017 Cumartesi

Faulkner's Sleep

       

                    Yağmurlu Cumartesilerde güzel dinlenir.









  edit;                                                                                                              



       Bunu da eklemesem ölürdüm, muhteşem değil miiii,





                                   

Benzer Yazılar

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...