23 Mart 2017 Perşembe

DÜN- AGOTA KRİSTOF

 


        Kitap hakkındaki görüşlerimi paylaşmadan önce dikkatimi bir hayli çeken yazarı hakkında biraz bişeyler yazmak istiyorum.
 Agota Kristof, Macaristan'da doğmuş ve 1956 yılında Stalin karşıtı sosyalist işçilerin rejimi devirmek amacıyla çıkardığı ayaklanma bastırılınca kocası ve çocuklarıyla birlikte Macaristan'dan kaçıp İsvicre'ye yerleşmiş. Ve burada fabrikada çalışıp aynı zamanda Fransızca öğrenerek çeşitli tiyatro oyunları ve kitaplar yazmış.
        Şimdi gelelim kitabın içeriğine, kitapta aynı Agota Kristof'ın hayatı gibi ülkesinden kaçıp başka ülkede mülteci olarak yaşayan Tobias Horvarth'ın öyküsü. Fakat yerleştiği ülkede ne ismi aynı kalmıştır ne de geçmişi. Çünkü geçmişini unutmak ister, artık yeni ülkesinde adı Sandor Lester'dir.
        Önemsiz bir ülkenin isimsiz bir köyünde annesi ile birlikte yaşarken bir gün sınıf öğretmeninin aslında babası olduğu gerçeğini öğrenir.  Annesi köyde başka erkeklerle birlikte olarak ve dilenerek yaşamını sürdürmektedir. Tobias'a tek iyi davranan ise sınıf öğretmenidir. Bir süre sonra okulda gördüğü bu yüzün sık sık evlerine  girip çıktığına şahit olur ve öğretmeniyle annesinin tartışması sırasında kendisine oldukça iyi davranan tek adamın yanı öğretmeninin babası olduğunu öğrenir. Bunu öğrendikten sonra annesi ile öğretmeni birlikte uyurken öğretmenini-yani babasını-  bıçaklar ve daha çocuk yaşta ülkesinden kaçar.  Yeni ülkesinde kimsesiz olarak yurtlarda yaşamını sürdürür, oldukça başarılı bir öğrencidir aslında. Fakat özgürlük düşüncesi onu kendi yaşamını sürdürerek kendi kendine yaşama arzusuna sürükler ve bir fabrikada işçi olarak çalışmaya başlar. Artık yurtta değildir kendi evi ve bir işi vardır. Yaşadığı şehirde güzel yemekler yapan bir de sevgilisi.  Fakat onun aklı hala ilkokulda tanıdığı onun deyimiyle Line'dedir. Yıllarca, bu ülkede yaşadığı yıllar boyu, Line'ı bekler. Onunla bir gün bi yerde karşılaşacağını düşünür nitekim öyle de olur. İmkansız aşkını fabrikaya gittiği otobüste görür, aynı fabrikada işçi olarak çalışmaktadırlar. Line evli ve bir çocuk annesidir üstelik.  Tüm bu olumsuzlukların dışında onların birleşmesine engel koskoca bir sır daha vardır sadece Tobias'ın bildiği. Line'ın asla ama asla bilemeyeceği. Tobias ve Line karşılıklı olarak birbirlerini çok sevseler de yine de birlikte olamazlar ve ikisi de başkalarıyla evli olarak hayatlarını sürdürürler.
  Basit bir aşk hikayesi gibi görünse de tüm bunların dışında mülteci hayatını, başka ülkede yaşayıpta artık tahammül sınırlarını zorlanan, hayata tutunamayan insanların intiharını, yalnızlığı, kimsesizliği, mücadeleyi, özgürlük arayışını hepsini çok güzel bir biçimde ele almış. Zaten kitapta incecik ben Yapı Kredi Yayınları'ndan okudum 100 sayfa yok bile. Öykü tadında bir saatte bitirebileceğiniz bir kitap. Kesinlikle müthişti, şiddetle tavsiye ediyorum.
 Keyifli okumalar..
 Not: kardeşim bilgisayarımı götürdüğünden beri blog tutmak benim için bir ızdırap çünkü ya milattan kalmış masaüstünden yazmak zorundayım ya da mobilden. İki durumda beni yazmaktan soğutuyor resmen..

4 Mart 2017 Cumartesi

Faulkner's Sleep

       

                    Yağmurlu Cumartesilerde güzel dinlenir.









  edit;                                                                                                              



       Bunu da eklemesem ölürdüm, muhteşem değil miiii,





                                   

30 Ocak 2017 Pazartesi

NİHAYET

Uzun bir aradan sonra nihayet yine buralardayım. En son yazımı Ekim'de yazmışım. Aslında bu yazının amacı da en son yazdığım posttan sonra neler yaptığımla alakalı. Tabi 3 ay geçmiş aradan, uzun bir süre. Bu sürede aklımda kaldığı kadarıyla neler okuduğumu neler yaptığımı kısaca özetleyim istiyorum.
   
BAYAN PEREGRİNE'İN TUHAF ÇOCUKLARI

15 Ekim küçük kardeşimin doğum günüydü. İkimizde fantastik filmlerin hastasıyız. Bu alanda özellikle Tim Burton favorimizdir. Şimdiye kadar onun yaptığı tüm filmleri izlemişimdir hemen hemen. Nitekim bu filmi de büyük merakla bekledim. Kardeşime doğum günü hediyesi olarak bu filmi hediye ettim diyelim. Beraber sinemaya gittik. Zaten ben fragmanlardan, çekim sırasında paylaşılan fotoğraflardan iyi yönde bir öngörü oluşturmuştum. Fakat ne yazık ki beklediğim kadar güzel bulamadım. Kitaptan beyaz perdeye aktarılmış bir film. İnternette okuduğum kadarıyla kitabı da pek beğenilmemiş. Kitabını okumamıştım ama filmini bende çok beğenmedim. Belki de bu beğenmeme durumum önceden izlediğim Tim Burton filmleriyle alakalıdır. Çünkü sinemayı pek sevmememe rağmen bir yıl boyunca bu filmi bekledim, ondan olağanüstü güzel bir film bekliyordum ama değildi. Tim Burton'dan Edward Scissorhands tadında bir film daha gelir umarım. Özledik çünkü.


MİDASIN KULAKLARI

Kasım ayında gittiğim Trabzon Devlet Tiyatrosu oyuncuları tarafından sahnelendirilen beğendiğim bir tiyatro oyunuydu.  
Güneş tanrısı Apollon ve Keçi ayaklı Pan'ın aralarında çıkan müzik rakabetine Kral Midas'ı hakem ilan etmeleriyle başlayan serüveni anlatıyor. Ee rekabet konusu müzik olunca oyun da müzikaldi. Zaten müzikal tiyatrolara bayılıyorum ben. Kral Midas bir Apollon'u dinler bir Pan'ı. Onun için karar vermekse bir hayli zordur. Sonunda ise Pan'ı birinci ilan eder ve bu sonuca katlanamayan Apollon, Midas'ın kulaklarını eşek kulağına çevirir. Kral bu durumu uzunca müddet saklamaya çalışsa da berberi  durumu farkeder. Bu sırrı uzun müddet kimseye söyleyemese de halk arasında da söylentiler ayyuka çıkar. Ve kral Midas kulaklarını kesmek zorunda kalır. 
  Hem müzikal olması hem de mitolojik olguları barındırması nedeniyle benim sevdiğim oyunlardan biriydi. 


WESTWORLD

   Direkt ben 2018'e kadar nasıl beklicem diyorum. Şimdiye kadar izlediğim en ama en iyi dizi diyebilirim. Gerçi ben pek fazla yabancı dizi tutkunu da değilim. Breaking Bad ya da Game of Thrones gibi dizileri merakla bekleyen izleyicilerden değilim. Dexter'i büyük heycanla izlemiştim ki onda da bi kaç sezondan sonra bıraktım. Birde Fringe' e izliyordum. Onu da bitiremedim ama. Her neyse ama bu dizi şimdiye kadar izlediğim dizilerin çok çok üstünde bir diziydi. Muhteşem bir bilim kurgu ama ikinci sezon 2018'in ilk çeyreğinde yayınlanacakmış yazık değil mi bize ?  İlk sezon 10 bölümden oluşuyor bölümler de ortalama 60 dk. vaktiniz olursa kesinlikle izleyin. Artık ben de 2018'e kadar ilk sezonu sürekli izlerim. Çünkü muhteşemdi.


MY MAD FAT DİARY

       Yine tüm sezonları izlemeyi başardığım nadir dizilerden. Sebebi ise bölüm sürelerinin kısa ve bir sezonda bulunan bölüm sayısının da az olması. Zaten 3. sezon yani son sezon 3 bölüm birşeydi. İlk sezonunu bir yıl önce filan izlemiştim. 2. ve 3. sezonunu da yakın zamanda bitirdim. Aslında tam bir gençlik dizisi. Liseye giden Rae ve onun hikayesini anlatıyor. Kilo problemi olan uzun süre tedavi görmüş ve başka psikolojik sorunları olan  arkadaş ortamına kaynaşmaya çalışan genç bir kızın öyküsü. Gençlik dizisi gibi olsa da aslında ciddi bir psikolojik savaşı anlatıyor. Ben severek izledim, tavsiye edebilirim o yüzden .

ONİKİYE BİR VAR-HALDUN TANER

Haldun Taner'in bu hikayesini yıllar önce okumuştum. Nedense zaman zaman kitaptaki paragraflar beynimin içinde dönmeye başladı. Ama kitabın isminini de hikayenin ismini de  bir türlü hatırlayamıyordum.Nihayet hatırladığımda kütüphanenin yolunu tutup kitabı aldım. Ama kitap elimdeyken fotoğrafını çekmeyi unutmuşum. O yüzden fotoğrafını ekleyemedim. Tiyatronun üstadlarından Haldun  Taner'in bu öyküsü zaten kısacık dilerseniz Pdf şeklinde internetten de ulaşabilirsiniz ya da E- kitap şeklinde de okuyabilirsiniz. Yapı Kredi yayınlarına ait bu kitapta tek bir hikaye yok zaten. Birden fazla öykünün harmanlanmış hali.  Diğer öyküleri ise şunlar; Ayak, İzikli Leylek, Bayanlar 00, 45 Marka Seksapil, Sahib-i Seyf ü Kalem, Artırma.
 Ben diğer öyküleri de beğendim. Onikiye Bir Var ise, saatlerle oldukça haşır neşir olan bir adamın öyküsü. Onlarla uyuyan uyanan, sorulduğunda tak diye saati bilebilen biri. Bence gayet keyifli bir öykü, bir açın internetten okuyun derim en fazla 15 dakikanızı alır.


SERENAD- ZÜLFİ LİVANELİ

Zülfi Livaneli'nin okuduğum ilk eseri Mutluluktu. O kitabı Serenad'a nazaran daha çok sevmiştim. Neden bilmiyorum Serenad'ı ben pek sevemedim, sanırım dili fazla basit geldi. Yoksa kurgu olarak sürükleyici sayabiliriz. Gerçi yine az çok olacakları tahmin ediyorsunuz ama yine sayfalar hızla akıyor. İstanbul üniversitesinde çalışan Maya Duran'ın üniversite kapsamında davet edilen profesör Maximillian Wagner ile tanışması ve süren gelen öyküsüne tanık olmasını anlatıyor. Konuşmacı olarak İstanbul'a davet edilen Wagner, İstanbul'da kaldığı sürede Maya ile oldukça çok zaman geçiriyor ve onun gerçek hikayesinin tanığı Maya oluyor. Wagner'ı herkes aslında ajan olarak görse de inanılmaz acılar yaşamış ve ajanlıkla uzaktan yakından alakası olmayan bir insandır. Biraz da ırk ayrımı konularının üzerinde duran bu kitabın dilini her ne kadar sevemesem de sürükleyiciliği fena değildi.



DELİ DUMAN- EMRAH SERBES



Son zamanlarda aldığım tek kitap. Zaten uzun süredir aklımda bir Emrah Serbes kitabı okumak vardı. Kısmet bu kitaba oldu. Henüz bitirmedim yarılamadım bile. Okuduğumda özetini yazarım inşallah.



      Resmen üç ayda iki buçuk kitap okumuşum. Bu muhteşem tablo karşında napsam bilemedim :) Hakkaten neden bu kadar az okur oldum bilmiyorum ama acilen şu okuma oranımı yükseltmem lazım. Bir de gerçekten nihayet dedirten bir post oldu çünkü hem çok uzun bir müddetten sonra yazabildim birde tek seferde yazıp yayınlayamadım bile. Hep araya biseyler girdi. Yazı 4 gün taslak halinde bekledikten sonra ancak şimdi yayınlayabiliyorum.

Şimdilik bu kadar, görüşmek üzere..



































9 Aralık 2016 Cuma

YOLO Dünyası için Geri Sayım Başladı!

haydar-colakoglu-yolo-uygulama

Ulaşımda En Pratik Yol O!  sloganı ile yola çıkan ve Uber’in karşılaştığı en güçlü rakip olan girişim YOLO için geri sayım başladı. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de yoğun ilgi gören şehir içi, konfor ve kaliteyi birleştiren yolculuklar sağlayan platformlara bir yenisi daha ekleniyor. Kısa süre içinde hayatımızda farklı bir yer edinmeyi hedefleyen girişimin adı YOLO.

YOLO, şehir içinde lüks segment araçlar ile şehir içi VIP taşımacılık hizmeti veren ve sektöre çok iddialı girerek diğer rakiplerine nazaran çok farklı iş modeli ve kazanç vaat eden bir mobil uygulama. Dünyada Uber modeli olarak bilinen mobil uygulamanın Türkiye versiyonu olarak planlanmış olan YOLO, uzun süren Ar-Ge çalışmaları sonucunda ortaya çıkmış.

YOLO’yu dünyadaki benzerlerinden farklı kılan en önemli özellik TR’de hukuksal altyapısının sağlamlığı ve farklı kazanç modelleri. YOLO, hem kullanıcılara, hem de iş ortaklarına sağladığı yeni nesil bir iş modeli ile kısa sürede yola çıkıyor.

haydar-colakoglu

YOLO, TEB Holding ve Çolakoğlu Grup Yönetim Kurulu Üyesi Haydar ÇOLAKOĞLU başkanlığındaki güçlü yatırımcı ve yönetim kadrosu ile de dikkat çekiyor. Yönetim kademesindeki 12 kişilik tecrübeli ekibin, 1 yıl süren çalışmaları sonucu ortaya çıkardıkları YOLO, şehir hayatına yeni bir soluk getirmeyi planlıyor. 

haydar-colakoglu-teb-genel-mudur

Ulaşımdaki zorlukları keyif ve konfor ile çok uygun koşullarda sunmayı hedefleyen ekip adına konuşan YOLO Yönetim Kurulu Başkanı Haydar ÇOLAKOĞLU şunları söyledi;

“Günümüzde temel ihtiyaçlarımızdan biri olan şehir içi konforlu seyahatin hızlı, güvenli ve ucuz olarak sağlanabilmesi başlangıç noktamızdı. Bununla birlikte, kayıt dışı kalan birçok seyahatin kayıt altına alınarak vergilendirilmesi, sektörde hukuksal altyapının sağlamlaştırılması yeni düzende yeni normallere alışan bizler için çok önemli. İşlerimize teknolojiyi en verimli şekilde entegre etmek hem kullanıcılarımıza hem de iş ortaklarımıza yüksek kazanç sağlayacaktır.

YOLO yüzde yüz yerli yapım bir uygulamadır. Amaçlarımızdan biriside bu iş modelini hızlı bir şekilde ülke dışında da kullanılan bir marka yapmaktır. YOLO’nun temel felsefesi bundan ibarettir. 

Kendi kurucularımızın sağladıkları desteklerin yanında, henüz başlangıç aşamasında iken Los Angeles merkezli bir yatırım şirketinden 16 milyon dolar değerleme ile bir kısım yatırım aldık. Kendileri ile yaptığımız çalışmalar sonucunda da “you only live once” baş harflerinden oluşan YOLO isminde karar kıldık. Bunun yanısıra Los Angeles, San Francisco, Londra ve Zürih merkezli yatırımcı grupları ile de görüşmelerimiz devam etmekte. Bu güç birliği platformu ile hem UBER gibi bir dünya devine rakip olacak, hem de Türkiye’den bir dünya markası çıkartabilmek için çalışacağız.

haydar-colakoglu-yolo-turkiye

Başlangıç gününde 300’ün üzerinde araç ile hizmet verecek olan YOLO ile kullanıcılar, tek tuş ile araç çağırabilecek, ulaşım ücretlerini kredi kartları ile ödeyebilecekler. Araçta unuttukları herhangi bir eşyanın güvende olduğunu bilecekler. Yıl sonu hedefimizde 1000’i aşkın araçla hizmet vermek var.

Bu uygulamaların yanısıra yolcularımızı çok özel kampanyalardan da faydalandıracağız. Farklılıklarımız, ilk günden bu ayrıcalıklar ile görülecek. Kasim ayında acilacak beta surumu ile İstanbul`un bazi seckin mekanlarinda yapilacak test surusleri ile hizmete baslayacak olan uygulama üzerinden özellikle tanıtım günlerimizde kayıt yaptıran yolcularımıza 15 Aralık - 4 Ocak tarihleri arasında ücretsiz ulaşım hakları, çeşitli promosyonlar sağlayacağız. Açılışa özel bu kampanya gibi birçok büyük kurumdan da kampanya desteği alan YOLO ile yolculuklarınızın standartları değişecek. YOLO’yu hepinize tavsiye ediyorum. YOLO dünyasına hoş geldiniz.”

GooglePlay ve AppStore dan indireceğiniz uygulama sayesinde YOLO dünyasında siz de yerinizi alın. Detaylı bilgi ve iletişim için www.yolo.com.tr adresinden YOLO’ ya ulaşabilir @yolo_turkiye Instagram adresinden de takip edebilirsiniz.

 

Bir boomads advertorial içeriğidir.

Benzer Yazılar

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...